El-Kindi İzafiyet (Rölativite) teorisini ilk olarak fizikî mânâda ele almıştır. Kindî, ilk defa düşünce tarihinde zaman, mekân ve hareketin izafî olduğunu söylemiştir. El-Kindî fiziğine göre zaman, cisim ve hareketten ayrı olarak düşünülmez. Hızlılık ve yavaşlılık, hareketin özel halleridir. El-Kindî yavaşlığı şöyle tarif eder; "Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir" Aynı şekilde hızlılığı da şöyle tarif eder: "Hızlılık ise kısa zaman içinde yine aynı mesafenin kat edilmesidir."
Çok bilinmeyen bir gerçek de optik alanındaki ilk büyük adımların Müslüman dünyasında atılmış olmasıdır. 1000 yılı civarında İbni Heysem, insan gözünün nesnelerden yansıyan ve göze giren ışık huzmeleri sayesinde bu nesneleri görebildiğini kanıtladı. İbni Heysem böylece Öklid ve Batlamyus’un ışığın göz tarafından saçıldığı teorilerini de yanlışlamış oldular. Bu büyük Müslüman fizikçisi ayrıca, optik sinirle beyin arasındaki bağlantı sayesinde nesnelerin dik görülmesini sağlayan karanlık kutu (camera obscura) tekniğini keşfetti.
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından Cabir Bin Hayyan, 'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler' olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e öncülük eder.
simyagerler, tarih boyunca, bu kurama dayanarak, kurşun ve bakır gibi nisbeten daha az kıymetli :-):-):-):-)lleri, altın ve gümüş gibi :-):-):-):-)llere dönüştürmek istemişlerdir. İslâm Dünyası'ndaki kimya çalışmaları da genellikle bu doğrultuda sürdürülmüştür.
metallerin aynı temel maddelerin birleşmesinden meydana geldiğini ve dolayısıyla birbirlerine
dönüşebileceklerini savunan Yapısal Dönüşüm Kuramını benimsemez. Ona göre, doğada bulunan madenlerin her birinin kendisine özgü nitelikleri vardır ve birinin diğerine dönüşmesi veya dönüştürülmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla çeşitli işlemler aracılığıyla, bakır veya kurşun gibi değersiz madenlerden altın ve gümüş gibi değerli madenler üretilemez.
Câbir, yaptığı bu kimyasal işlemler sonucunda element görüşünün oluşmasını sağlamış, özellikle oran, orantı ve ölçü üzerinde durarak da kimyanın nicel bir bilim olmasını amaçlamıştır.
Câbir İbn Hayyân bütün maddeleri
3 ana grupta toplamıştır:
1. Alkol gibi uçucu gazlar
2. Altın, gümüş, bakır ve kurşun gibi metaller
3. Bazı boya maddeleri gibi, uçucu ve metalik olmayan ara maddeler
İBNÜ'L-HEYSEM
Optiğin görme, yansıma, kırılma, gökkuşağı ve renk gibi hemen hemen bütün konularında incelemelerde bulundu. Asıl büyük başarısı çok eski dönemlerden beri görmenin gözden çıkan ışınlarla gerçekleştiğini savunan göz ışın kuramını kesin olarak reddetmiş olmasıdır. Onun geliştirdiği kanıtlar şunlardır:
1. Karanlıkta göremiyoruz. Işınlar gözden çıksaydı, karanlıkta görmeliydik.
2. Kuvvetli bir ışığa baktığımızda gözlerimiz kamaşır. Eğer ışınlar gözden çıksaydı gözlerimizin kamaşmaması gerekirdi.
3. Eğer karanlık bir odanın tavanına bir delik açarsak,biz sadece o noktayı ve gelen ışığı görürüz. Oysa ışınlar gözümüzden çıksaydı bizim her tarafı görmemiz gerekirdi.
4. Ne zaman yıldızlara baksak onları anında görürüz. Eğer ısınlar gözden çıkmış olsaydı,yıldızları görmemiz için belirli bir zamanın geçmesi gerekirdi. Böyle olmadığına göre demek ki ışınlar gözden çıkmaz. Böylece ışınların gözden değil, nesneden çıktığını kanıtlamıştır.
Bundan sonra İbnü'l Heysem, yansıma konusunu ele almıştır. Işığın ayna gibi parlak nesnelerde uğradığı değişimleri inceleyen yansıma, yani katoptrik çok eskiden beri bilinen bir konudur. Nitekim Öklit ve ondan sonrada Batlamyus ilk çağda bu konuyu araştırmış ve geometrik olarak incelemişlerdi. Öklit, herhangi bir deneye başvurmaksızın, ayna yüzeyine gelen ışının yüzeyle yaptığı açının, yüzeyden yansırken yaptığı açıya eşit olduğunu belirtmiştir. Bugün yansıma kanunu adini verdiğimiz bu ifadeyi daha sonra Batlamyus benimseyip doğru olduğunu deneysel olarak göstermiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder