İslam matematiğinin başlangıcı olan, "sayı yazısının bulunması" ve "sıfırın keşfi"; matematik tarihinde yeni bir çağın ilk adımı olmuştur.
Sayı yazısının icadı ve sistemli hale getirilmesi, son derece hayati bir önem taşımaktadır. Sayı sistemine "Sıfır"ın(0) ilavesini, matematik ve medeniyetler tarihinde bir "devrim" olarak değerlendirebiliriz.
Matematik tarihinin unutamayacağı büyük matematikçi Harezmi, yazdığı bir kitapta; sayıların ve sıfırın nasıl kullanılacağını bu sıfır dahil "sayı sistemi" ile nasıl çok yüksek basamaktan sayıların, kolayca gösterilebileceğin anlatır. Böylece, İslam coğrafyasındaki devlet dairelerinde, bu "sayı sistemi" kullanılmaya başlar. İslam matematikçileri, bu sayı sistemine dayanarak, dört işlemli hesaplar yaparlar.Harezmi, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.
On birinci yüzyılda yaşamış büyük matematikçilerden Ömer Hayyam ise, "denklemler" ile ilgili çalışmaları, en sistematik bir şekilde ifade etmiş ve birçok denklemleri, geometrik olarak çözmeyi başarmış bir matematikçidir.
Matematik ilminde çığır açan Müslüman matematikçiler, "geometri"de de; "modern geometri"ye temel teşkil edecek, önemli çalışmalar yapmışlardır.
Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.
Battani, böylece trigonometrinin dayandığı iki temel kavram; sinüs, kosinüs ve bunların fonksiyonu, tanjant ve kotanjant kanunlarını ortaya koymuş oldu.
Astronomi ve matematik ilimlerinde çok kıymetli çalışmaları olan el-Biruni, bugün kullandığımız "üçgen alanı" formülünü keşfetmiştir.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın ölümünden sonra medreselerden tabiat bilimlerinin öğretilmesi yavaş yavaş kalkar. Bu dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik İslam dünyasının bilim dünyasından silinip yok olmasına neden olur. Araplar batının kölesi konumuna düşerken, tarih boyunca İslamın bayraktarlığını yapan Türkler ise bilim ve teknolojiye gereken ilgiyi göstermemelerinin bedelini fethettiği topraklardan kovularak ve barbar ilan edilerek öder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder